Hasan Hüseyin Kalkan

Hasan Hüseyin Kalkan

Önümüzde, eski adıyla Yabancılar Meclisi (Ausländerbeirat), yeni adıyla Göç(menler) Meclisi (Migrationsbeirat) seçimi var. Bu seçimde söz söylememe, fikir beyan etmeme kararı almıştım. Ancak, çevremizdeki, bizim birşeyler bildiğimize inanan eş-dostun soruları ve
17 Ocak 2017 Salı 13:52:18
1217 kez okundu.

Önümüzde, eski adıyla Yabancılar Meclisi (Ausländerbeirat), yeni adıyla Göç(menler) Meclisi (Migrationsbeirat) seçimi var. Bu seçimde söz söylememe, fikir beyan etmeme kararı almıştım. Ancak, çevremizdeki, bizim birşeyler bildiğimize inanan eş-dostun soruları ve aday olan veya listelere destek veren dostların sitemleri bizi birşeyler söylemeye mecbur etti. Tabiî ben aday arkadaşlardan, özellikle de listeleri oluşturan arkadaşladan böyle bir sitem beklemiyordum. Zira liste oluşturma aşamasında hiç kimse, hatta çok geniş tabanlı toplantılar düzenleyeler bile bizim fikirlerimizi dinlemeye değer, işe yarar, istifade edilir bulamadığından olsa gerek kaale almamış, toplantılardan haberdar etmemişlerdi. Zaten biz de onlarla aynı fikirde olduğumuzdan söz söylemeyi gereksiz görmüştük.

Birkaç kişinin de  olsa bizden birşeyler beklediğini, kaale aldığını görünce buna da kayıtsız kalamadık. Boş laf etmeyelim, liste temsilcisi durumunda olanlardan erişebildiklerimizin görüşlerine baş vuralım gayretinde iken "Münih Yaşam" sitesinden aldığım bir etkinlik daveti ilaç gibi geldi. Türk Toplumundan çıkarılan aday listelerinin temsilcilerinin katılımıyla sorulu-cevaplı bir açık oturum düzenleniyordu. Bu benim arayıp da bulamadığım birşeydi. Biz de fırsatı değerlendirdik, salondaki yerimizi aldık.

Programı en güzel şekilde sürdürmek ve kazasız-belasız bitirmek için gösterilen gayret takdire şayandı. Hele o yüzlere ve tavırlara yansıyan tatlı heyecan ortama daha bir güzellik katıyordu.

Burada iki şey çok hoşuma gitti: Birincisi; bugüne kadar pek de ciddiye alınmayan,insanların burun kıvırdığı bir seçim, Münih Yaşam Tv Ekibi’nce gayet ciddi ve özenli bir şekilde gündeme taşınmıştı. İkincisi de; katılımcıların “biz o meclise gitmeyi hakediyoruz” dercesine ciddiyet ve olgunluk sergilemeleriydi.

Ancaaak... İşte burası benim için en zor bölüm. Malumunuz; “ancak”tan sonra klasik rapor ve yazı stiline göre, eleştiriler sıralanır. Eleştirinin; o anda akıl edilememe, düşünülememe, gözden kaçma, yanlış algılama, yanlış kelime ve davranışlarla ifade etme, bilgi eksikliği gibi pekçok nedenden ortaya çıkan, istenmeyen, hoş olmayan durumları hatırlatma özelliğinden dolayı eleştirilene sayılamayacak kadar faydası olmakla beraber özündeki “acı”lıktan dolayı da herkesin kolayca yutamayacağı bir özelliği de vardır.

Katılımcıları eleştirmeye kalksam; benimle aynı veya paralel düşünce yapısına sahip olanlar zaten yukarıda anlattığım gibi fikirlerime değer vermediklerini gösterdiler. Bu durumda abesle iştigal etmiş olurum. Karşıt düşüncede olanlar ise ya anlamaya çalışmayacak veya anlamak istediği gibi anlayıp karşı atağa geçecekler. Benim ise kimseyle polemiğe girmeye niyetim yok.

Münih Yaşam Ekibi’ne ise şimdilik eleştiri getirmek istemiyorum. Çünkü; program ilk. Kadro genç, heyecanlı, azimli. Güzel birşeyler ortaya çıkarmanın gayretindeler. Morallerini bozmak yerine, cesaretlendirmek, gayretlendirmek, önlerini açacak söz ve davranışlarla, çalışma ve daha iyilerini başarma azimlerini takviyelemek gerektiği kanaatindeyim. Eleştiri olarak değil ama bir hatırlatma olarak şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bir insan, söylediği sözlerin ve yaptığı işlerin doğruluğuna inandığı için söyler, yapar. Yanlışı gösterilmeyen insanda, söz ve davranışlarının doğrulandığı ve onaylandığı algısı oluşur ki zamanla yanlışlarının doğruluğunu savunma noktasına kadar gelebilir.

Gelelim seçime ve seçime konu olan meclise. Migrationsbeirat'a dört ayrı açıdan bakmak, irdelemek niyetindeydim. İlk olarak; meclisin adından başlayarak misyonu nedir, nasıl çalışır diye başlayıp yapısını ve işlevini irdelemeyi, ikinci olarak Münih Belediyesi açısından nasıl görüldüğünü irdelemeyi düşünmüştüm. Bu ilk iki bakış açısını seçmenin kafasını daha fazla karıştırmamak adına, şimdilik bırakıp seçimden sonra yazmayı düşündüğüm değerlendirme yazısında ele almayı uygun gördüm.

Üçüncü olarak adaylar açısından bakacağız. Adaylar, gerçekten bu meclisi ve işlevini bize göstermeye çalıştıkları gibi mi görüyor? Yoksa bize, görmek istediğimizi mi göstermeye gayret ediyorlar. Elbette ki bu sorunun tam cevabını bulmak zor.

 Seçim bittikten sonra adını pek duymasak ta seçim çalışmaları esnasında bu meclis bize icra meclisi imiş gibi gösteriliyor. Sanki yabancıların sorunlarının görüşülüp çözüldüğü tek yer burası imiş gibi bir algı oluşturuluyor.

Oluşturulan gruplar birer siyasi parti gibi taraftar toplama ve propaganda faaliyetlerine girişiyorlar.

Rakip listelerdeki adayları suçlayıcı, aşağılayıcı, kendinden ve kendi gibi düşünenlerden başkasını hiçbir makama layık görmeyen söz ve davranış serdedenleri bile görüyoruz.

Absürt seçim vaatleriyle vatandaşın gözündeki itibar ve güvenilirliklerini kaybedenleri de....

Elbette ki bunlar bizim genel kanaatimiz ve çevreden edindiğimiz genel intibalar. Bütün listeleri ve adayları aynı kategoriye koyup, birinin yanlışını herkese mâledemeyiz.

Meseleyi fazla uzatmadan dördüncü açıya, seçmen tarafında geçmek istiyorum. Genel olarak seçmen, bu meclisi hiçbir işe yaramayan, hiçbir işlevi olmayan, gereksiz, laf olsun diye kurulmuş bir meclis olarak görüyor. Bu nedenle de seçimlere ilgi göstermiyor. Seçimlerle ilgilenenlerin büyük bir kısmı ya aday olan eş-dost hatırına, yada mensubu olduğu cemiyet, cemaat, hemşehri ve kültürel dernekler, inanç ve etnik kökene dayalı gruplar gibi oluşumlar adına olaya yaklaşıyorlar. Bir grup ta var ki söylediklerine kendileri inanıyorlar mı bilmem ama meseleye gereğinden fazla anlam yükleyip "bu memleket meselesi, bu benim davam" diyebiliyorlar.

Biz de kabaca toparlayıp madde madde özetleyecek olursak:

      1- Bu meclis bir icra meclisi değil, danışma meclisidir. Hedefler her zaman yüksek tutulmalı ama beklentiler olabilirlik seviyesinin üzerinde olmamalı.

      2- Bu mecliste iktidar ve muhalefet olmayacağından seçilen her üye eşit hak ve sorumluluklara sahip olacaktır. Her başarıda da başarısızlıkta da herkes pay sahibi olacaktır. Zira biz dışarıdan hangi grubun adamı olduğuna, yönetimde görev alıp almadığına bakmaksızın topyekûn bir meclis görüyoruz. Adaylardan da bunu görüp, şimdiden, birbirlerine muhalif parti mensupları gibi değil, aynı masa etrafında toplanıp çalışacak mesai arkadaşları gibi davranmalarını bekliyoruz.

      3- İnsanların hassasiyetlerini, aidiyet duygularını, grup psikolojilerini okşayarak/kaşıyarak oy devşirmeye kalkışmak seçimde belli oranda başarı getirse de nihai hedefte ayrışmalara ve inatlaşmalara yol açacağından başarısızlığı kaçınılmaz kılar.

      4- Vatandaşın meclise mesafeli durması, seçime ilginin azlığı, katılım oranının düşüklüğü herşeyden önce meclisten ve meclis faaliyetlerinden yeterince haberdar edil(e)memesinden kaynaklanıyor. En azından bugünden sonra bilgilendirme faaliyetlerine hız verilirse bir sonraki seçim daha farklı olabilir.

      5- "Dün dünde kaldı cancağızım, yeni birşeyler söylemek lazım" prensibinden hareketle geçmişin eksiklerine yanlışlarında takılmadan "şimdi ne yapabiliriz" anlayışına sarılmak lazım. Yeni seçilecek arkadaşlar tabii ki geçmişte yapılan ve yapıl(a)mayan fakat yapılması gerekenleri, neden ve nasıllarıyla ele alacaklardır. Bu, aynı hatalara düşmemek için gereklidir de.

      6- Seçmen olarak bizim yapmanız gereken ise öncelikle oyunuzu kullanıp seçime ve meclise sahip çıkmak olmalıdır. Geçen seçim istatistiklerine göre yabancılar içerisindeki oranınımız %10 iken, mecliste temsil oranımız %55 olmuştur. Bu bizim sosyal yönümüzün, mücadele ruhumuzun seviyesini göstermektedir. Ancak seçime katılım oranı %7'nin altında kalmıştır. Şu gerçeği de gözardı etmemek lazım: Bütün Türkler firesiz oy kullansa seçmenin sadece  %10'u oy kullanmış olacağından katılımın düşüklüğü sadece bize mâledilemez. Münih Belediyesi nezdindeki itibarımız ve gücümüzün artması için önemli olan katılım oranının yüksekliğini sağlamak için diğer milletlerin de katılımını sağlamak zorundayız. İkinci olarak ta meclisi çalışmaya zorlayacak, ihtiyaç duyduklarında yardımcı olacak nihayetinde de denetim görevini yerine getireceğiz.

Yeni(den) bir başlangıç için 22 Ocak’a kadar mektupla veya 22 Ocakta sandıkta mutlaka oyumuzu kullanalım.

MunihYasam.com